TÜSAM'dan Çağrı

Dünyada ve Türkiye’de işçi sınıfının; yapısı, bileşimi, oluşumu, devrimci niteliği, boyutları, hatta varlığı ve başka toplumsal kimliklerle ilişkileri üzerine yoğun tartışmalar sürmektedir. Bu tartışmaların sadece akademik-entelektüel değil önemli siyasi boyutları da vardır. Bu konuda 1990’lı yılların başlarında hakim olan genelgeçer kolaycı yaklaşımların son dönemlerde giderek zayıfladığı, sosyal sınıf kavramının çeşitli boyutları ile sosyal bilimler ve siyaset alanında yeniden ağırlığını ve geçerliliğini hissettirdiği gözlenmektedir.

 TÜRKİYE SINIF ARAŞTIRMALARI MERKEZİ'NDEN ÇAĞRI

Dünyada ve Türkiye’de işçi sınıfının; yapısı, bileşimi, oluşumu, devrimci niteliği, boyutları, hatta varlığı ve başka toplumsal kimliklerle ilişkileri üzerine yoğun tartışmalar sürmektedir. Bu tartışmaların sadece akademik-entelektüel değil önemli siyasi boyutları da vardır. Bu konuda 1990’lı yılların başlarında hakim olan genelgeçer kolaycı yaklaşımların son dönemlerde giderek zayıfladığı, sosyal sınıf kavramının çeşitli boyutları ile sosyal bilimler ve siyaset alanında yeniden ağırlığını ve geçerliliğini hissettirdiği gözlenmektedir. Günümüzde sınıf kavramı etrafında dönen ve esas olarak sınıfsal kategorizasyonların nasıl yapılacağı ile ilgilenen teorik tartışmalar canlılığını yitirse de, küresel düzeydeki iktisadi ve sosyal gelişmelerin etkisiyle; yeni yoksulluk biçimleri, refah rejimlerinin dönüşümü, sosyal politikaların değişen  niteliği, enformelleşme, yeni tarz emek hareketleri, çalışan yoksullar, yeni proleterleşme dalgaları, küresel fabrikalar, emek süreçlerindeki değişimler vb. gibi  başlıklar altında sınıf ilişkilerinin ve yeni sınıfsal dinamiklerin araştırıldığı, tartışıldığı, işçi sınıfının yeniden şekillenmesinin/yapılanmasının anlaşılmaya çalışıldığı görülmektedir. Çok farklı bilimsel disiplinler, düşünsel ekoller ve akademik, sendikal, siyasal çevreler tarafından sözkonusu alanlarda yürütülen araştırma ve tartışmaların önemli bir birikim oluşturmaya başladığı söylenmelidir.

 Türkiye’de de çeşitli bilimsel toplantılarda, yayınlarda, akademik ve siyasal yayınlarda görüldüğü kadarıyla bahsi geçen konulara artan bir ilgi vardır. Bu bizce umut verici bir durumdur. Ancak bu noktada gözlediğimiz birkaç temel yetersizlik ve zayıflık bizi arayışa sokmuştur. Bunlardan birisi sözünü ettiğimiz alandaki  iletişim, paylaşım ve bunlarla bağlantılı olarak da kurumsallaşma eksikliğidir. Yukarıda belirtilen alanlarda yapılan çalışmalar birbirinden oldukça habersiz sürdürülmekte, çoğu kez elde edilen sonuçlar ya da geliştirilen fikirler yeterli genişlikte bir topluluk tarafından paylaşılamamaktadır. Alanda düzenli bir iletişim, paylaşım (veri, fikir, proje, öneri, yazılı materyal vb. nin paylaşımı) ortamının kurumsal hale getirilmesinin yararlı olacağı görülmektedir. Öte yandan sürdürülen tartışmaların, ortaya çıkan metinlerin yoğunluğuna karşın – hele de Türkiye dışındaki ülkelerle karşılaştırıldığında- oldukça yetersiz bir ampirik araştırma birikim düzeyinin olduğunu, alana dair sistemli veri derleme ve üretme etkinliğinin oldukça zayıf kaldığını söylemek mümkündür. Bir yandan resmi verilerin yeterince güvenilir olmayışı diğer yandan ülkemizde genel olarak sosyal bilimler alanında ampirik çalışmaların gerekli ilgiye mazhar olmayışı, konuyla ilgili kurumların sistemli veri derleme gibi özverili ve uzun vadeli işlere gerekli olanakları seferber etmemesi vb. etkenler göz önünde tutulursa ilgili alanda bilimsel faaliyetin temelini oluşturan veri oluşturma ve araştırma örgütleme gibi işlerin önemi daha da öne çıkacaktır. Alanımızla ilgili daha özgün bir durum ise fikri/ideolojik planda yaşanan gelişmelerdir. Her ne kadar yukarıda belirttiğimiz gibi genel olarak bu alana artan bir ilgi gözlense de bu yine de sınırlı bir ilgidir. Akademik ve politik düzeyde, gündelik popüler bilinç düzeyinde; emek, sınıf, çalışma hayatı sorunları vb. konuların yok sayılması, dışlanması yönünde güçlü bir eğilim hala hakimiyetini sürdürmektedir. Özellikle de akademik alanda – örneğin alanla en doğrudan ilgiyi kurabileceğimiz çalışma ekonomisi, sosyoloji vb.  bölümlerinde bile- sözkonusu eğilimin etkin olduğu görülmektedir. Örneğin bölümlerin adlarının değiştirilmesi, tümüyle sermayenin emek üzerindeki inceltilmiş tahakküm biçimlerinin konu edildiği, insan kaynakları yaklaşımlarının hakim hale getirilmesi, bölüm adlarının da bu yönde yeniden düzenlenmesi gündemdedir. Akademi dışında bağımsız fakat tarafsız olmayan ancak ciddi, bilimsel, güvenilir, sürekliliği olan kurumlara ihtiyaç giderek artmaktadır.

Bu saptamalar ve ek olarak ulaştırdığımız ana metnimizde belirttiğimiz hususlar doğrultusunda mütevazi ama kararlı bir adım atmış ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV) bünyesinde Türkiye Sınıf Araştırmaları Merkezi (TÜSAM) adıyla bir çalışma grubu olarak çalışmalarımızı başlatmış bulunuyoruz.

Ancak elbette biliyoruz ki, bizim dışımızda da aynı saptamaları yapan, aynı yönde çaba gösteren birçok kişi ve kuruluş var:

    * Türkiye’de işçi sınıfı araştırmaları ile ilgili çeşitli çalışmaları, fikirleri, önerileri olanların araştırmalarına, çalışmalarına, fikirlerine, önerilerine;
    * Hem ifade ettiğimiz düşüncelerin dikkate alınarak eleştirel bir şekilde değerlendirilmesine ve geliştirilmesine hem de öneri ve katkılarla yapmaya soyunduğumuz işi zenginleştirip, geliştirmeye

ihtiyaç duyuyoruz.

Ve sizleri, eleştirmeye, önermeye, katkıda bulunmaya, birlikte üretmeye çağırıyoruz.

Hiç şüpheniz olmasın: Bu içten bir bilimsel  paylaşım çağrısıdır, bir ortak bilgi, araştırma platformu oluşturma çağrısıdır, aynı zamanda politik ve entelektüel bir müdahale çağrısıdır.

Çağrımızı dikkate almanızı, mutlaka olumlu ya da olumsuz, kısa ya da uzun bir yanıt vermenizi, fikir ve tavır belirtmenizi bekliyoruz.      

 Saygılarımızla

Sosyal Araştırmalar Vakfı

Türkiye Sınıf Araştırmaları Merkezi
Mail: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır