SUYUN METALAŞMASI: KITLIĞIN NEDENİ KITLIĞA ÇARE OLABİLİR Mİ?

Önsözden

1970’lerde dünya ölçeğinde yaşanan krizle başlayan yeniden yapılanma 90’lı yıllar itibarıyla mantıki sonuçlarına ulaşmaya başlamıştır. Yeniden yapılanmanın dayandığı mantık özü itibariyle sermayenin değersizleşmesini önlemek üzere yeni kurum ve ilişki biçimleri oluşturmak ve/veya mevcut kurum ve ilişki biçimlerini bu amaca hizmet edecek biçimde dönüştürmektir. 80’li yıllarda hız alan bu süreçte özellikle, soğuk savaş ortamının Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle beraber sona ermesi kapitalist birikimin önünde yeni fırsatlar açılması anlamına gelmiştir. Kapitalist birikim yeni mekânlara yayılırken daha önce başlamış olan yeniden yapılanmanın kurumsallaşmalarına ve yeni ilişki biçimlerine başvurmuş ve bu yolla kendini tahkim etmiştir. Mekânsal yayılmanın coğrafi sınırına ulaşılmış olması, gerek tekil sermayeler gerekse kategorik olarak sermayenin temsiliyeti bağlamında devletler açısından en kritik ilişki biçimleri olarak rekabet ile mekânların ve dolayısıyla kaynakların yeniden paylaşımı olarak belirmiştir.

Kapitalizmin asli ve zorunlu ilişkisi olarak rekabet, sermayenin değersizleşmesini önlemeye dönük dinamikle birleştiğinde daha önce meta ilişkisi içinde olmayan alanların birikim sürecine doğrudan içerilmesi sistemin mümkün en yüksek kâr’a dayalı mantığı açısından bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Yeni alanlar birikim için yeni fırsatlar anlamına gelmektedir. Ancak, yeni fırsatların kimin müdahalesine göre ve hangi araçlarla gerçekleşeceği, yine birikimin süreklilik arz eden temel dinamiklerinden birisi olan güç ilişkilerine bağlı olarak biçimlenecektir. Sistemin uzun dönemli eğilimlerini belirleyen çatışma alanı olarak güç ilişkilerinin sınıflar arası ve sınıf içi dengesinin, dünya genelinde işçi sınıfı karşısında sermayenin, sermaye içinde küçük ölçekliler karşısında büyük ölçekli sermayenin lehine dönmesi, yukarıda vurgulanan yeniden yapılanmaya yaslanan ve diğer taraftan onun koşullarını destekleyen önemli bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok durum ya da alana kıyasla güç dengelerinde süreç içinde yaşanan bu dönüşümün en açık izlendiği alan özelleştirme pratiğidir.

Mehmet Türkay

 

İÇİNDEKİLER

Teşekkür........................................................................................13

Önsöz/ Mehmet Türkay...............................................................15

Önsöz/ Fuat Ercan........................................................................18

Önsöz/ Beyza Üstün......................................................................23

GİRİŞ.............................................................................................25

I. SUYUN METALAŞMASI........................................................33

A. Metalaşma.................................................................................33

          1. Metaın İkili İşlevinin Barındırdığı Çelişkiler.................46

B. Sermaye Birikimi Sürecinde İnsan-Doğa İlişkisi ve

     Doğal Kaynakların Metalaşması................................................50

          1. İnsan-Doğa İlişkisi ve Sermaye Birikimi.....................50

          2. Doğal Kaynakların Metalaşması...................................71

C. Suyun Metalaşması....................................................................80

          1. Emek-Değer Teorisi Bağlamında Üretime Bir Girdi

               Olarak Dahil Olan Suyun Metalaşması........................84

                   a) Üretim Fiyatı, Maliyet Fiyatı ve Kâr Oranı

                        Bağlamlarında Suyun Metalaşması.................94

                   b) Karşılığı Ödenen ve Karşılığı Ödenmeyen

                        Emek Bağlamında Suyun Metalaşması.........104

                   c) Su Kaynaklarında Verimlilik Artışı

                        Bağlamında Suyun Metalaşması...................120

D. Bölüm Değerlendirmesi..........................................................124

II. SUYUN METALAŞMASINDA ULUSLARARASI

      KURUM, KURULUŞ ve ANLAŞMALAR.........................129

A. Uluslararası Kurum ve Kuruluşlar...........................................131

          1. Birleşmiş Milletler......................................................131

          2. IWRA-Uluslararası Su Kaynakları Birliği..................142

          3. IFI’s-Uluslararası Finans Kuruluşları..........................145

                   a) Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu....147

          4. OECD-Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı......173

          5. WWC-Dünya Su Konseyi...........................................186

B. Suyun Metalaşması Sürecinde Uluslararası Anlaşmalar..........198

          1. GATT/WTO................................................................198

                   a) WTO, GATS Hizmet Ticareti Genel                                     Anlaşmasında Su Hizmetleri.........................198

C. Bölüm Değerlendirmesi...........................................................205

III. SUYUN METALAŞMA SÜRECİNDE SU KITLIĞI,

      DAĞTIM MODELLERİ ve TARIMDA ve SANAYİDE

       SU KULLANIMINDA FARKLI ÜLKE ÖRNEKLERİ...207

A. Suyun Metalaşmasında En Temel Gerekçe Olan ‘Su Kıtlığı ‘na

      İlişkin Tezler...........................................................................207

B. Su Dağıtım Modelleri...............................................................212

          1. Tarihsel Arka Plan ve Su Dağıtım Hizmetleri için Makro Stratejiler....................................................................212

          2. Uluslararası Sularla İlgili Düzenlemeler  ve Örnekler.................................................................225

          3. Suyun Metalaşması Sürecinde Fiyatlandırma Stratejileri...................................................................226

          4. Su Dağıtım Hizmetlerinde Farklı Ülke Örnekleri238

                   a) Kamu-Kamu İşbirliği....................................244

                   b) Kamu-Özel İşbirliği......................................246

C. Tarımda ve Sanayide Su Kullanımında Ülke Örnekleri

       ve Sermaye Birikimi...............................................................254

          1. Sanayide Su Kullanımı:

               Ülke Örnekleri ve Sermaye Birikimi..........................254

          2. Enerji üretiminde Su, Baraj Sistemleri

              ve Sermaye Birikimi...................................................276

          3. Tarımsal Üretimde Su Kullanımı.................................287

IV. TÜRKİYE’DE SU HİZMETLERİ, TARIMDA

      ve SANAYİDE SU KULLANIMI.......................................303

A. Osmanlı ve Öncesinde Su Kaynaklarının Kontrolü

     ve Su Dağıtımı..........................................................................306

B. Cumhuriyetin İlanından Günümüze Türkiye’de Su

      Kaynaklarının Kontrolü ve Su Dağıtım Hizmetleri..................312

          1. Türkiye’de “Uluslararası Sular” Konusuna Yaklaşım

               ve Düzenlemeler.........................................................316

          2. Su Dağıtımında Kurumsal Yapı...................................321

                   a) DSİ/Devlet Su İşleri......................................327

C. Türkiye’de Suyun Metalaşması ve Su Kaynaklarının

      Kontrolüne Dair Farklı Tezler..................................................342

D. Türkiye’de Su İşlerinin Finansmanında Uygulanan

      Farklı Modeller........................................................................348

E. Türkiye’de Tarımda ve Sanayide Su Kullanımı........................362

          1. Türkiye’de Tarımda Su Kullanımı...............................363

          2. Türkiye’de Sanayide Su Kullanımı

              ve Suyun Metalaşmasının Sermaye Birikimine

               Farklı Yansımaları ......................................................373

F. Türkiye de Su Çıkarımı, İletimi ve Birikim...............................389

          1. Türkiye’de Suya Dayalı Enerji Üretimi ve Birikim....392

          2. Evsel Su Kullanımı......................................................403

SONUÇ.......................................................................................407

KAYNAKÇA..............................................................................417

 

MEHMET TÜRKAY

Kapitalist sermaye birikiminin dünya ölçeğinde izlediği genişleme ve derinleşme dinamiğinin bugün aldığı biçim ve kendi gereksinimlerine bağlı olarak dönüştürmeye başladığı veya yarattığı yeni ilişki biçimleri, içinde yaşadığımız sürecin en belirgin özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde kapitalizmin vurguladığımız özelliklerini kendi tarihsel bağlamına oturtabilmemiz için bu durumu birikimin süreklilik ve farklılaşma dinamikleri çerçevesinde ele almak isabetli olacaktır. Böyle bir çerçeveden bakıldığında kapitalizmin 1970’lerden bu yana dünya ölçeğinde yaşadığı iniş çıkışlı süreç söz konusu süreklilik ve farklılıklar açısından esas arka planı oluşturmaktadır.

1970’lerde dünya ölçeğinde yaşanan krizle başlayan yeniden yapılanma 90’lı yıllar itibarıyla mantıki sonuçlarına ulaşmaya başlamıştır. Yeniden yapılanmanın dayandığı mantık özü itibariyle sermayenin değersizleşmesini önlemek üzere yeni kurum ve ilişki biçimleri oluşturmak ve/veya mevcut kurum ve ilişki biçimlerini bu amaca hizmet edecek biçimde dönüştürmektir. 80’li yıllarda hız alan bu süreçte özellikle, soğuk savaş ortamının Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle beraber sona ermesi kapitalist birikimin önünde yeni fırsatlar açılması anlamına gelmiştir. Kapitalist birikim yeni mekânlara yayılırken daha önce başlamış olan yeniden yapılanmanın kurumsallaşmalarına ve yeni ilişki biçimlerine başvurmuş ve bu yolla kendini tahkim etmiştir. Mekânsal yayılmanın coğrafi sınırına ulaşılmış olması, gerek tekil sermayeler gerekse kategorik olarak sermayenin temsiliyeti bağlamında devletler açısından en kritik ilişki biçimleri olarak rekabet ile mekânların ve dolayısıyla kaynakların yeniden paylaşımı olarak belirmiştir.

Kapitalizmin asli ve zorunlu ilişkisi olarak rekabet, sermayenin değersizleşmesini önlemeye dönük dinamikle birleştiğinde daha önce meta ilişkisi içinde olmayan alanların birikim sürecine doğrudan içerilmesi sistemin mümkün en yüksek kâr’a dayalı mantığı açısından bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Yeni alanlar birikim için yeni fırsatlar anlamına gelmektedir. Ancak, yeni fırsatların kimin müdahalesine göre ve hangi araçlarla gerçekleşeceği, yine birikimin süreklilik arz eden temel dinamiklerinden birisi olan güç ilişkilerine bağlı olarak biçimlenecektir. Sistemin uzun dönemli eğilimlerini belirleyen çatışma alanı olarak güç ilişkilerinin sınıflar arası ve sınıf içi dengesinin, dünya genelinde işçi sınıfı karşısında sermayenin, sermaye içinde küçük ölçekliler karşısında büyük ölçekli sermayenin lehine dönmesi, yukarıda vurgulanan yeniden yapılanmaya yaslanan ve diğer taraftan onun koşullarını destekleyen önemli bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok durum ya da alana kıyasla güç dengelerinde süreç içinde yaşanan bu dönüşümün en açık izlendiği alan özelleştirme pratiğidir.

Özelleştirme pratiğinin tüm dünyada ve bu arada Türkiye’de hemen hemen hedeflerine ulaşmış olması işçi sınıfının yaşanan sürece kendi çıkarları adına müdahale edebileceği bir pozisyonun uzağına düşmüş/düşürülmüş olmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu koşullarda “kendi suretinde bir dünya yaratmaya” başlayan sermayenin geldiğimiz aşamada gözünü diktiği kritik alanlardan biri hayatın kaynağı olan “su”dur. Suyun metalaşmasını diğer metalaşma süreçlerinden daha önemli kılan, tüm canlıların varlıklarını sürdürebilmeleri için suyun olmazsa olmaz bir pozisyona sahip olmasıdır.

Varoluşa dair böyle önemli bir işlev ve yere sahip olan suyun sermayenin tasarrufuna bırakılmaya çalışılması hiçbir şart altında kabul edilebilecek bir durum değildir. Suyun tüm canlıların yaşamındaki bu kritik yeri elinizdeki bu çalışmayı önemli kılan temel etmendir. Bu konunun tüm yön ve detaylarıyla çalışılmasının gerekliliğini adeta bir görev gibi ortaya koyan bu özelliğin hakkı bu çalışmayla büyük ölçüde verilmiştir. Yakından izleme fırsatına sahip olduğum bu çalışmayı önemli kılan, “su” meselesini yalnızca çevre sorunu olarak ele almayıp, çevre ve suya dair karşı karşıya kalınan yıkım ve yeniden yıkım anlamına gelen metalaşma sürecini kendi tarihsel/toplumsal bağlamına eleştirel teorik bir yaklaşımla oturtarak ele almış olmasıdır. Sevgili Gaye’nin, Marksizm’in olanaklarını kullanarak, değer kuramı çerçevesinde genel olarak metalaşma özel olarak da suyun metalaşması konusunu hakkıyla ele alan bu çalışması  “her şeyin fiyatını bilip değerini bilmeyenler” karşısında atılmış önemli bir adımdır.

Mehmet Türkay 

FUAT ERCAN

Kıtlığın Nedeni, Kıtlığa Çare Olabilir mi? Olamaz!

“Arkadaşım bunlar tıpkı fare gibiler, bir yeri kemirmeden önce dokuları uyuşturan bir enzim salgılıyorlar, biz de o zaman kemirmelerini hissetmiyoruz.” (Taksi şoförü)

“Mühendis, bu nehirlere “ALTIN’dan kelepçe vurmak mecburiyetindedir. Bunun adı barajdır, regülatördür, kanaldır, gölettir, taşkından korumadır, sulak alanların değerlendirilmesi ve doğanın korunmasıdır.” (Su ve DSİTarihi, DSİ Vakfı)

 

Olamaz! Sevgili arkadaşım Gaye’nin sorusuna verilecek cevap keşke bu kadar kolay olsaydı. Suyun Metalaşmasına Hayır Platformu olarak yapacağımız toplantı mekânına giderken takside şoför arkadaşla sohbet ediyoruz. Sitemli bir dille 

- “yaa İstanbul’da dünyanın başına bela olan sermayedarlar (yerlisi-yabancısı) onu temsil eden uzman-akademisyen, teknisyenler ve bunlar için yolu açan siyasi otoriteler bir araya geliyorlar. Evlerimizde akan suyu, doğada özgür çağlayan nehir ve dereleri pazarlamanın altyapısını hazırlamak için bir araya geliyorlar haberiniz yok mu?” demiştim.

- “Abim yaa dereler, nehirler de satılır mı” diye hafif bir kızgınlıkla bana cevap verdi.

O zaman örneklerle Türkiye’deki derelere, çaylara takılan “altın kelepçe’den bahsettim. Ve elinde tuttuğu pet şişeyi gösterdim. O zaman taksici arkadaş:

-“Arkadaşım bunlar tıpkı fare gibiler, bir yeri kemirmeden önce dokuları uyuşturan bir enzim salgılıyorlar ve o zaman kemirmelerini hissetmiyoruz “demişti.

İşte bu noktada cevabımız olan “hayır”ın yeterli olmadığını, eksik kaldığını görüyoruz. Soruya doğru cevap vermek için insanı, doğayı ve bir bütün olarak yaşamı kemirenlerin ne tür enzimler yaydıklarının açığa çıkarılması gerekiyor.  Nasıl uyuşturuluyoruz, nasıl sevimsiz oyunun farkında olmuyoruz, daha da kötüsü nasıl bu sürecin parçaları haline getiriliyoruz. Ve bunlar olurken sadece insanların önemli bir kısmının yaşam kaliteleri düşmüyor, daha da kötüsü bu kemirgenlerle mücadele için masaya oturamayacak, sokaklara çıkamayacak o sevimli farelerin, balıkların, kuşların, böceklerin, tavşanların, tilkilerin, ayıların, kurtların, ceylanların, leylakların, papatyaların, doğmamış, yeni doğacak çocukların, dikenlerin, böceklerin yaşam hakları ellerinden alınıyor.  Doğanın parçası olan insan, doğa üzerinde egemenlik kuruyor ve dahası doğayı tahrip edecek bir toplumsal sistemin içinden geçiyor. Aslında bu bir geçiş de değil, geçecek yeni bir aşamada belki de olmayacak. Kapitalizmin toplumsal doğası artık bir süreç olmaktan çıkıp hızla tahrip eden ve yok eden bir hal aldı. Ama tam da bu gücünden dolayı yeni ve çeşitli enzimler yayabiliyor, uyuşturulma halimiz çeşit çeşit, öyle bir aşamaya geldik ki göremiyoruz, gösteremiyoruz.

Görmek ve göstermek! İçinden geçtiğimiz koşullarda görmek ve göstermek artık sadece bilme eylemliliği değil, “eyleme” ile iç içe geçmiş durumda ya da öyle olmak zorunda. Olgular artık daha radikal. Olgulara yön verenler çok daha örgütlü ve ellerinde muazzam güç-teknoloji birikmiş durumda. Özellikle su, enerji gibi büyük projelere baktığımızda karşımıza Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon’ın işaret ettiği bir ‘su ailesi‘ ile karşılaşıyoruz Aileyi bir araya getiren projeler konsorsiyum olarak ifade edilen bir örgütlenme altında bir araya geliyor, getiriliyor. Konsorsiyum yani güç birliği, yani uluslararası sermayeleri, yerel sermayeleri, hükümet temsilcilerini, mühendisleri, iktisatçıları, akademisyenleri birbirine bağlayan korkunç işbirliğinin adı. Ve bu işbirliğini harekete geçiren ortak bir dil “bu nehirlere ALTIN’dan kelepçe vurmak” gerekiyor.” “Yazık nehirler boşuna akıyor, değerlendirmek gerekiyor.” “Su ucuz olduğu için çok kullanılıyor, etkin değil, verimli değil.” “Kalkınmak için enerjiye ihtiyacımız var.” Bakın suya göz dikenlerin başkanı bu tarz konsorsiyumlara duyulan ihtiyacı nasıl ifade ediyor: “Eğer su konusunda bir savaş çıkmasını istemiyorsak yapılması gereken bazı şeyler var. İlk olarak hepimiz birer vatandaş olarak farklı bir yaklaşım içinde olmalıyız. Çünkü suyu gerçekten tasarruf etmemiz gerekiyor.” “Nasıl tasarruf edeceğiz?” dendiği andan itibaren “birleşik su yönetimi” adı altında su ile ilişkili her şey kontrol altına alınacak, yani akan sulara kelepçeler takılacak, yani sular toparlanacak, bir yerden bir yere diğer metalar gibi aktarılacak. Ne demişti Rize’deki dereleri her noktasında boğazlayan, kelepçeleyen SANKO’nun değerli patronu “artık gözümüz açıldı, kimse bizi durduramaz.” Durdurmak isteyenleri yani kendi derelerine sahip çıkmak isteyenleri ise Başbakan: “Ben çevreciyim, iktidarım da çevreci, biz boş gezen çevreci değiliz” diye fırçalamıştı.

Kısaca sevgili arkadaşım Gaye’nin sorusuna sadece olamaz demek yetmiyor. Yetmiyor çünkü görmek ve göstermek gerekiyor. Görmek ve göstermek için de emek harcamak, ama çok emek harcamak gerekiyor. Kolaycı yol ve yöntemlerle “suyun özelleştirilmesine hayır”, “neoliberalizme hayır” diye artık otomatikleşmiş, alışkanlığa dönüşmüş gösterme biçimlerinin ötesine gitmemiz gerekiyor. Suya vurulan altından kelepçenin sadece işçi sınıfına değil, kadına ve insanlığa, sadece insanlığa değil ama çok daha önemlisi sesi soluğu çıkmayan börtü-böceğe kelepçe vurmak anlamına geldiğinin işaret edilmesi gerekiyor. “Suyun su olduğu” ama tarihin bir aşamasında suyun su olmaktan çıkarılmaya başlandığının bilgisine ihtiyacımız var, kalkınma, enerji ve benzeri zorunluluklar üzerinden yükseltilen her çeşit ulusalcı-endüstriyalist-kalkınmacı-mühendis ideolojilerinin eleştirisine ihtiyacımız var. 

Gaye elinizde tuttuğunuz çalışmasında “suyun su olması gerektiğini” işaret etmek için suyun metalaşma sürecini ele alarak analizine başlıyor. Gaye’nin su sorununu güncel işleyişinden hareketle kavramsal bir zemine çekmesi çalışmayı “anlamlı” ve “önemli” kılıyor. Suyun güncelliği derken sadece dışsal yani gözlemlenen olgulardan bahsetmiyorum. Gaye su sorununu bir araştırıcı olarak gözlemlemedi, suyu su olmaktan çıkaranlara karşı durarak, örgütleyerek, örgütlenerek bir karşı çıkış ile içinde yer alarak, yaşayarak içselleştirdi. Dünya su ailesinin yaydığı uyuşturucu enzimlere karşı mücadele etti. Fakat Gaye, elinizde tuttuğunuz çalışmayı yaparken içinde yer aldığı gerçeklikle kendi arasına mesafe koyarak su sorununu kavramsal düzleme taşıdı. Zor iştir hissederken, içimizi acıtan gerçekliğe mesafe koymak, ona belirli bir mesafeden bakabilmek. Hissetmeden olmuyor, ama toplumsal olgularla yüzleşirken sadece hissetmek de yetmiyor. Su mücadelesinde arkadaşım Gaye, zor olan bu işi başardı. Kıtlığın Nedeni, Kıtlığa Çare Olabilir mi sorusuna ince ince fırça darbeleri ile hayır diyor. Hayır için öncelikle zorlu mu zorlu kapitalizmin işleyişinin yapısal belirleyenlerine bakıyor, ama suyun su olmasından kaynaklanan kendine özgülüklerini de meta analizi içine yerleştirerek bunu yapıyor. Sağlam kavramsal düzenekler oluşturulduktan sonra, sorunun uluslararası dinamikleri ve bu coğrafyaya ait açığa çıkış biçimleri analiz ediliyor. Bu anlamıyla bir ilk, yeni heyecanlara enerji verecek bir ilk çalışma.

Kapitalizmin geldiği bu aşamada kapitalistler su, eğitim, konut, sağlık gibi alanlara yöneldi, insanların güncel yaşamlarını tahrip eden  alanlara yöneldi. Bu yeni yıkım alanları, aynı zamanda kapitalizmin yıkıcı toplumsal doğasına karşı çıkışın alanları da olabilir. O zaman her dilde birlikteliklere ihtiyaç var. Her dilde su hayattır, satılamaz diye haykırmalı

(L’acqua é vita, non si puo vendere

Wasser ist Leben, darf nicht verkauft werden!

Water is leven niet kunnen worden verkocht

l’eau c’est la vie ça ne ne vend pas

Agua es vida, no sevende   

El agua es vida, no una mercancia

El-mâu hayatun lâ yübeu  (arapça bilen ark.öğrenildi.)

awa weşiya,nêna rotene! 

psir psewnig  psen leitep)  

ve haykırmaları Suyun Ticarileştirilmesine Karşı Platform benzeri dayanışmacı yapılarda biraraya getirmeliyiz.

Gaye gereken emeği ve enerjiyi gösterdi, ama fırından yeni çıkan çalışmayı heyecanla sahiplenerek yaz sıcağında çalışmayı evine konuk eden sevgili Serap Kurt’a ve bu konuk etme halini destekleyen SAV’ın bileşenlerine çok ama çok teşekkürler. SAV bu dizide sadece kitap çıkarmıyor, aynı zamanda yaşam ortamını tahrip eden, tahrip etmek için enzimler yayan kemirgenlere karşı çıkışa omuz veriyor, destek veriyor. 

Fuat Ercan

BEYZA USTUN

Bu kitap bir yansı; suyun ve doğanın derinliklerine sizi de alacak olan mücadelenin araştırmaya yansısı.

Yaşamının büyük bir kısmında emeğin sömürülmesine karşı mücadele eden bir aktivistin; Türkiyedeki altın madeni işletmecilerinin doğaya saldırısı ile başlayan, suyun metalaştırılma süreci ile yoğunlaşan doğa tahribatına karşı duruşu ile araştırmacı kimliğine uzanan yolcuğunun izlerini okuyacaksınız bu kitapta. Bir başka deyişle sermayenin girdabına giren emeğin, doğanın, suyun isyanının mücadeleden araştırmaya dönüşen izdüşümleri ile buluşacaksınız satırlar arası yolculuğunuzda.

Bu kitap; suyun özgürlüğü için mücadele eden dostumun, sevgili Gaye’ nin  su üzerinde  oynanan oyunları  farklı açılardan irdeleyişini sunuyor sizlere. Tarihsel yolculukla başlayacak suyun tutuklanışını izleyeceksiniz. Suyun ve onu kucaklayan ekosistemin kapitalizmin kıskacında kaybettikleri içinizi acıtarak ulaşacak sizlere.

Suyun metalaştırılması, aslında, suyu toplayan, kalitesine ulaştıran havzaların metalaştırılması; su havzalarının sanayileşmeye açılması, havzalardaki akarsulara, göllere atıksu deşarjlarına göz yumulması, havzaların plansız ve kontrolsuz yerleşime açılması ile birlikte değerlendirildiğinde, aynı tarihte temelleri atılan kamu-şirket işbirliğinin de metalaştırılma kararlarının sürecini nasıl etkilediği ortaya çıkmaktadır. 1992 Rio De Janerio ve Dublin de ayrı ayrı yapılan BM’ lere bağlı Çevre ve Su fiuraları, iki temel strateji olan “sürdürülebilir kalkınma stratejisinin çevre koruma stratejisi olarak kabulü” ve “suyun piyasada fiyatlandırılabilir mal olarak kabulü” ile suyu ve doğayı kapitalizmin pençesine teslim etmiş ve bu stratejileri yaşama geçiren aktörlerin işbirliği de günümüze kadar sürmüştür. Bu  kabuller kirletme hakkını, kirleten öder hakkını beraberinde getirmiş, bu kararlar ile kalkınma stratejileri karşısında yenik düşen doğa giderek kirlenmeye ve kalitesini yitirmeye başlamıştır. 2000’ li yıllara gelindiğinde ise kıtlaşma argümanları ile su kaynakları alınır satılır (uzun erimde meta olarak kullanım hakkı devredilir) olmaya başlamıştır.

Suyun ticarileştirilmesi sürecini okuduğunuzda elinizdeki kitabın bir araştırma olduğu gerçeği; suyun ve toprağın diğer metalardan farkını, tüketildikçe yenilenemez oluşunu kavratacak önce. Ve giderek daha çok doğanın parçası olduğunuzu hissedecek ve giderek daha çok korumak isteyeceksiniz hiç yok edilemeyecek gibi yanıbaşınızda çoşan akarsularınızı.

Sevgili Gaye’nin kimliğinde suyu ve doğayı koruyacak tüm dostlara, aktivistlere, araştırmacılara saygılarımla 

Beyza Üstün 



 

KAPAK

 


DİĞER

 

1. Basım Eylül 2009

13.5x19.5, 440 sayfa, Fiyatı 18.00 TL

ISBN 978-605-89715-6-1

Yayına hazırlayan: Serap Kurt

Kapak Tasarımı: İlknur Kavlak

Baskı Öncesi Hazırlık: Ülkü Gündoğdu

Dağıtım: Telos Dağıtım, Dipnot Dağıtım, Artı Dağıtım

Sosyal Araştırmalar Vakfı İktisadi İşletmesi

İstiklal Caddesi Balo Sk. Analin Ap. No: 17/2 Beyoğlu/İstanbul

Tel / Fax: 0 212 292 55 85 - 292 55 86 www.sav.org.tr Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır