EMEK EKSENLİ SİYASET: FABRİKA, TOPRAK, HAKLAR, KİMLİK

BİANET

Orijinali için tıklayın 

Uzmanlar ve Aktivistler "Emek Eksenli Siyasetin" İmkanlarını Konuştu

TÜSAM'ın düzenlediği 4. Sınıf Çalışmaları Sempozyumu'nda hak gasplarından küresel krize emekçilerin ve ezilenlerin durumunu tartışıldı. Sosyal haklar piyasaya açılırken, oluşan direnişleri birbirine bağlayacak ve yükseltecek örgütlenmelere ihtiyaç var.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

29 Aralık 2008, Pazartesi

“Sadece üretim ilişkilerini değil, maddi ve manevi bütün bir kültürü, varoluş ilişkilerini krize sokan bir dönemdeyiz. Bu kapitalizmin krizi ama kapitalizm onu yıkmazsanız asla yıkılmayacak.”

Türkiye Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin (TÜSAM) dördüncüsünü düzenlediği sempozyumda konuşan Ertuğrul Kürkçü, küresel krizin yarattığı yıkım karşısında hareketlenen işçilerin yanında, düşüncenin yeniden üretimi ve örgütlenmesi için yeni bir “organik entelektüeller grubu” gerektiğini belirtti.

İki günlük sempozyumda akademisyenler ve aktivistler, dünyada sınıf politikaları, işçi sınıfı ve haklar, işsizlik, göçmenler ve işçi sınıfı, sınıf çatışmalarında kimlik sorunu ve krize karşı sınıf politikaları gibi başlıkları tartıştı. Bu yılki sempozyum “Emek Eksenli Siyaset: Fabrika Toprak, Haklar, Kimlik” alt başlığına ayrıldı.

Haklara saldırı ve mücadele olanakları

Haklara ayrılan oturumda, son olarak Tuzla tersanelerinde üretim ilişkilerinde enformelleşme başlıklı kitabı yayınlanan Nevra Akdemir, örneklerle sosyal hakların nasıl gözardı edildiğini anlattı.

Nazır Kapusuz, AliÇerkezoğlu, Tolga Tören, Nevra Akdemir, Zeki Kılınçarslan, Besime Şen (soldan sağa)Cemaatleşme gibi ilişkilerin, hukukla düzenlenmiş çalışma ilişkilerinin üzerini örttüğünü vurgulayan Akdemir, “Sosyal hak, sosyal sorumluluk haline geliyor ve işverenin insafına kalıyor” dedi. “Kapitalimin biyolojik sınırı”na erişip erişmediğini sorgulayan Akdemir, çok işi az insanın yapmasıyla ve işçiye az zamanda çok iş yaptırılarak insanın biyolojik çalışma sınırının zorlandığını söyledi.

Türk Tabipler Birliği (TTB) yöneticisi Dr. Ali Çerkezoğlu sosyal güvenlik reformu sırasında meslek odaları, sendikalar ve sosyal muhalefetin etkisiz kalmasını eleştirdi.

Emeklilik ve sosyal güvenliğin tüm vatandaşları etkilediğini vurgulayan Çerkezoğlu, bu alanın piyasaya açılmasının sermaye açısından kaçınılmaz olduğunu, muhalefetin de sürekli olması gerektiğini belirtti.

“Her gün 6 milyon insan sağlık kuruluşlarına gidiyor. 1 Ekim’den bu yana 10 YTL’ye kadar katkı payı ödüyorlar. Ama SGK hala açık veriyor. Ocak ayında yeni bir tebliğ çıkaracakların açıkladılar. Sermayeye aktarılan paraları denkleştirene kadar vatandaşın cebinden alacaklar. Somut olarak bu tebliğe karşı durmalıyız.”

Ertuğrul Kürkçü Kentsel dönüşüm ve kent politikaları üzerine çalışan Besime Şen, iktidarın politikalarının 2002’den bu yana üniversitelerin, odaların politikleşmesini sağladığını anlattı.

Ayazma, Başıbüyük, Tarlabaşı ve Sulukule örneklerine değinen Şen, mahallelerde oluşan direnişin özelliklerine vurgu yaptı: “Radikal solla mesafeyi dile getiren, sivil toplumcu ve yerel yönetimlerle diyalog arayan bir direniş var. Ama bunun kalıcı olmadığını gördükleri ölçüde sosyalist sol bir mücadele örgütlenmesi için olanaklar doğuyor.”

TÜSAM

2004 yılı başlarında Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV) bünyesinde kurulan Türkiye Sınıf Araştırmaları Merkezi, sempozyumda sunulan bildirileri kitaplaştırıyor. Merkez, çok yönlü ve kurumsallaşmış bir şekilde sınıf araştırmaları yürütmek amacıyla kuruldu. (EÜ)

 

 

 

SAV

 

Merhaba dostlar;

Sempozyumumuza hoş geldiniz.

Sempozyumumuzun konusu Emek Eksenli Siyaset.

Ve bu konu Sosyal Araştırmalar Vakfı’nı, vakfımızı bilenlerin dilindeki adıyla SAV’ı heyecanlandırıyor. SAV’ın kendisini tanımladığı cümlenin ilk bölümünü okumama izin verin.

“SAV; kendini "Bireyin, kitlelerin, toplumsal katman ve sınıfların yaşama aktif bir biçimde katılmasını sağlamaya yönelik bir bilgi taşıyıcısı" olarak tanımlar…”

Bu bölümü daha kısa yazma kaygısı taşısaydık emin olun ki şu biçimde yazardık: “Emek Eksenli [bir] Siyaset için bilgi taşıyıcısı”… Şimdi ise Emek eksenli bir siyaseti tartışacağımız, bilgilerimizi, birikimlerimizi paylaşacağımız, yeni bilgiler üreteceğimiz bir bilgi şölenin açılışını yapıyoruz.

Evet! Bu yüzden bu sempozyum bizi, önceki sempozyumlarımızdan biraz daha fazla heyecanlandırıyor.

Emek eksenli bir siyaset üzerine ayrıntılı bir biçimde durmayacağım, zaten sempozyumumuz iki gün boyunca bu işlevi yerine getirecek; ama çok temel birkaç ayrım noktasının üzerinde durmak gerektiğini düşünüyorum: 1980 öncesi emek eksenli bir siyasetin gerekleri çok basitti: Yoksul köylülükle kalıcı bir ittifak temelinde işçi sınıfının siyasetini yapmak, devrimi ve sosyalizmi örgütlemek. Sosyal haklar, ekonomik, siyasal, sosyal reformlar bu mücadelenin yan ürünleri olarak gelirdi.

Din? O feodalizme tekabül ediyordu.

Ulus? O Kapitalizmin ürünüydü.

Din ya da inanç dünyası toplumsal alandan bireysel alana sürülmüştü ve orada kalmalıydı.

Ulus sorunu daha karmaşıktı ve aynı zamanda yaşadığımız anın bir sorunuydu: Kapitalizm, kendi sınıfında yarattığı o doyumsuz kâr güdüsü ile -insanlığın tüm birikimlerini ve doğanın tüm kaynaklarını acımasızca tüketmek pahasına - dünyanın tüm bölgelerini üretime açıyor, pazar haline dönüştürüyordu. Ve bu süreç aynı zamanda bu pazarlar üzerinde egemenlik mücadelesinin bir ürünü olarak ulusları ve ulusların egemenlik mücadelesini de tarih sahnesine sokuyordu.

Gelişmesinin belirli bir aşamasında kapitalizm, emperyalizme dönüşüyor ve hızla değişen dünyanın üzerinde bir yandan emperyalist tahakküm için kendi aralarında ve karşıtları ile mücadele eden emperyalist ülkeleri, diğer yandan uluslaşan ve kendi topraklarındaki egemenlik hakları için mücadele eden ulusal hareketleri ve ulus devletleri doğuruyordu. Tarihsel bir gerçeklik olarak ulusları yok saymak mümkün değildi. Emekten yana bir siyaset; ulusların emperyalizme karşı bu mücadelelerini destekler ve kendi programında ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını tanır ve bu taleplerini yükselten ulusların arkasında dururdu. Ama emekten yana bir siyaset,  uluslar arasıydı ve hedefi tüm uluslardan sınıf kardeşleriyle birlikte, dünyanın tüm alanlarına üzerinde “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” yazan bayrağı dikmekti. Bu hedefe ulaşıldığında, tüm uluslar ve dinler, toplumsal eşitliğin, özgürlüğün, kardeşliğin hüküm sürdüğü topraklarda yaşarlardı.

Devrim, aynı anlama gelmek üzere yeni bir dünya, tüm duygu ve duyularımızla hissedilebilecek, tutulabilecek kadar yakındı.

Aynı zamanda olması gerekmiyordu ama oldu; önce bu topraklarda yenildik, sonra dünya ölçeğinde… Sonrasını hemen hepimiz yaşadık biliyoruz:

Kapitalizm adına tarihin sonu geldiği ilan edildi. Ekonomik alanda vahşi bir biçimde uygulanan ve koşulları oluştuğunda tüm ülkelere dayatılan ekonomik politikalara, siyasal ve toplumsal alanda gelecek umudunu ve ütopyalarını yok eden, her şeyi yaşanan anla değerlendiren, bireyleri tek başınalaştıran ve atomize eden,  tüm toplumsal dokuyu parçalarına ayıran ve insanlığın doğasından gelen ya da tüm tarihsel geçmişi boyunca ürettiği tüm farklılıkları aynı zamanda bir problem ve siyaset alanına dönüştüren politika ve ideoloji üretimi eşlik etti.

Ülkemizin siyaset alanındaki bugünkü fotoğrafına girmek de gereksiz görünüyor. Fakat emekten yana bir siyasetin yaşanan bu sürecin sonunda bu dönemde:

İşsizler, tüm çalışanlar ve kent ve kır yoksullarına yaslanan

Çalışsa da çalışmasa da, işyerinde ya da evde en çok sömürülen ve ezilen, giderek toplumsal hayattan dıştalanan kadınların güvenini kazanan ve harekete geçiren

Gençliği, 80 öncesi mücadelenin taşıyıcısı olan ve aynı zamanda üstü örtülü biçimde olsa da yenilginin büyük payının sahibi olmakla suçlanan gençliği kazana

Ülkemizi her gün kanatan Kürt sorununun çözümünü içeren ve tüm azınlıklar ve milliyetler arasında kardeşliği ve birlikte yaşama idealini güçlendiren

Yoksul müslümanları saflarına kazanan

Alevilerin yaşadığı korku ve tereddütleri gideren

Çözümleri, anlık, eş zamanlı ve tutarlı olarak üretmesi; bu çözümlere

Artık üretilen kirlilikleri soğurma kapasitesinin sonuna geldiği her geçen gün daha fazla açığa çıkan doğanın ekolojik dengelerini esas alan fakat üreten bir ekonomiyi savunan bir ekonomi politikasının eşlik etmesi,

ve tüm bu politikaları ve çözümleri geliştirirken de kendi içinde ve safında gördüğü tüm sınıf ve tabakalar ile ilişkisinde ve tüm ülkede

Tutarlı, eşitlikçi ve katılımcı bir demokrasiyi savunması, bu demokrasiyi öğrenerek, kendi içinde uygulayarak ve geliştirerek savunması

gerekiyor.

Diğer yandan yaşadığımız bu kriz günlerinde hangi dinden, ulustan ya da cinsiyetten olursa olsun işçileri, köylüleri, tüm çalışanları,  kent ve kır yoksullarını bekleyen açlık, daha fazla yoksulluk ve sefalettir.

Emekten yana siyasetin aynı zamanda, krize karşı uygulanabilir bir mücadele programının ve tutumunun olması gerekiyor.

Emekten yana olsun olmasın her türlü siyaset örgüt ve güç ile yapılır. Emekten yana siyasetin belki de ilk sorunu bu siyaseti kalıcı ve sürekli biçimde uygulayacak örgüt sorunudur. Bu örgütün ülkemizin verili koşullarında nasıl ya da hangi örgüt olacağının cevabı ise ancak ve ancak süreç içinde ve hep birlikte alacağımız tutumlarla verilecektir. Son dönemlerde birçok alanda oluşturulan platformlar, sendikalar, meslek örgütleri ve emek örgütleri arasında geliştirilen birlikler ve bu yönde atılan siyasi adımlar umutlu olmamızı sağlamaktadır.

Ancak bu tür örgütlere ve güce sahip olduğumuz ölçüde Devrim ve Sosyalizm tekrar yakın bir geleceğin hedefi haline gelecektir.

Sözlerimi, SAV’ın tanıtım cümlesinin ikinci bölümünü esas alarak tamamlamak istiyorum.

SAV; …; toplumda ve üyeleri arasında dayanışma duygu ve bilincinin geliştirilmesine özel bir önem verir.

Emek eksenli bir siyasetin temsilcisi olduğunu iddia ettiği sınıf ve tabakaların toplumsal yaşamın yeniden üretim sürecindeki konumlarından da kaynaklanan en güçlü yanları sahip oldukları bu dayanışma potansiyelleridir. Ve geliştirilmesi gereken, somut bir olguya dönüştürülmesi gereken de bu potansiyeldir.

Gerçekten SAV’ın kendisinin de ürünü olduğu ve hemen tüm faaliyetlerine damgasını vuran bu dayanışma duygu ve bilinci, ülkemizin verili koşullarında emekten yana bir siyasetin başarıya ulaşmasının tek koşulu olan birleşmenin ve birlikte mücadele etmenin de ön koşulu ve güvencesidir.

Sınıf Çalışmaları Sempozyumları’nın dördüncüsünü organize eden Türkiye Sınıf Araştırmaları Merkezimiz TÜSAM’a, sempozyumu organize eden TÜSAM gönüllülerine, sempozyuma birikimlerini sunan aydınlarımıza, gönüllü kuruluşlarımızın, emek örgütlerimizin, sendikalarımızın, meslek örgütlerimizin yönetici ve üyelerine, sempozyuma katkıda bulunan sendikalara ve meslek odalarına, sempozyumumuza katılan sizlere, SAV Yönetim Kurulu adına teşekkür eder, sempozyumun emek eksenli bir siyaset için gösterilen çabalara bir katkı olmasını dileriz.

Tekrar Teşekkür ederiz.

ÇAĞRI

Emek Eksenli Siyaset: Fabrika,  Toprak,  Haklar, Kimlik

Sermaye sınıfının bir ilişki, süreç ve olgu olarak sermayeyi koruyabilmek ve daha fazla biriktirebilmek için, her gün, daha yüksek bir “hız”a gereksinim duyduğu, üretimi, parçaladığı, canlı emeğin yerine ölü emeği daha fazla ikame ettiği ve nihayetinde fazla merkezileştiği ve yoğunlaştığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Aynı zamanda kapitalist ilişkiler bütününe içkin olan bu gelişmelerin “elveda” denen, ama artık daha çok olan ve günden güne daha da görünür hale gelen proletaryaya yeniden “merhaba” denmesini zorunlu kıldığı bir zaman diliminde yaşıyoruz.

İçinde yaşadığımız coğrafyada “kişi başına gelirin sürekli arttığı” ilan ediliyor; dünyanın onyedinci büyük “ekonomisi” olmakla; ihracat rekorları kırılmasıyla, otomobilden gemiye, beyaz eşyadan bilgisayara birçok ürünün üretimini/ihracatını arttırmakla övünülüyor. Ama Tüm bunlara karşın, içinde yaşadığımız coğrafyada kapitalizmin bugün gelmiş olduğu aşamada emekçilerin uğradığı yıkımı durdurmaya aday bir alternatif(ler) gündeme gel(e)miyor. Tam da bu noktada emekten yana kesimler açısından, var olan gerçekliği ortaya çıkarmanın, görünür kılmaya çalışmanın ötesine geçmek büyük bir önem taşıyor. Peki, “Ne Yapmalı?” ya da “Nasıl Yapmalı?”

Bu soruların yanıtlanması için bir bütün olarak sınıf hareketinin, sosyalist hareketin ve diğer toplumsal direniş hareketlerinin hem kendi aralarındaki ilişkilerin hem de birbirleri ile olan ilişkilerin, dününün ve bugününün karşılaştırmalı ve sonuç çıkarmaya aday bir perspektifle ele alınması büyük önem arz ediyor. Böylesi bir çaba, yani “sol” ile “sınıf” arasındaki ilişkiler üzerine düşünmek, aynı zamanda solun, sınıf hareketinin ve diğer toplumsal direniş hareketlerinin gündeminin değişmesine, kendi gündemini oluşturabilmesine dahası, kendi gündemini toplumun da gündemi haline getirebilmesine de hizmet edebilir.

Özetle TÜSAM dünyanın diğer coğrafyalarında olduğu gibi, bu coğrafyada da; işçi ve emekçilerin, kadınların, sol politik öznelerin, aydınların, tüm ezilenlerin ve sömürülenlerin; onların temsilcisi olmaya aday olanların, kısacası “gündüzlerinde sömürülmeyen/gecelerinde aç yatılmayan/ekmek gül ve hürriyet günleri” için mücadele verenlerin, “ne yapmalı”, “nasıl yapmalı” sorularını gündeme almaya çağırıyor.

Genişleyecek ön-programa göre aşağıdaki başlıklardaki oturumlara-tartışmalara katılmak mümkün olacaktır:

*Üretim süreçlerinde ortaya çıkan dönüşümler ve emek hareketinin politikaları: Dün ve bugün? Çıkarılacak dersler nelerdir?

*İşçi sınıfı sol ve toplumsal hareketler: Toplumsal hareketlerinin (köylü, ekolojik hareket, kadın hareketi, tüketici hakları, küreselleşme karşıtı hareket, insan hakları) emek hareketi ile birlikte ve sınıfsal bir perspektifle ele alınması mümkün mü?

*İşçi sınıfı siyaseti için yerellik, din, muhafazakârlık ve ulusal farklılıklar ne tür bir sorunsal oluşturuyor?

*Emek eksenli siyasette eğilimler ve arayışlar:Yeni bir sendikal hareket, yeni bir emek odağı mümkün mü? Nasıl ve hangi taleplerle? Emek hareketinin ve sol ilişkisinde yeni bir ilişkilenme biçimi tanımlamak gerekli mi? Emek hareketinin güncel talepleri neler olabilir? Sosyal politika, sosyal devlet talebi, sosyal hak mücadelelerinasıl değerlendirilmeli?

 

SEMPOZYUMA BİLDİRİ SUNMA KOŞULLARI VE YÖNTEMİ

Sempozyum Ekim ayında İstanbul'da gerçekleştirilecektir. Sempozyumda bildiri sunmak isteyenlerin 31 Temmuz 2008 tarihine kadar en az 400 kelimelik bildiri özetlerini ve iletişim bilgilerini içeren kısa özgeçmişlerini Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır e-posta adreslerine word dosyası olarak göndermeleri gerekmektedir. Bildirinizin teslim alındığına dair geri dönüş olmaması durumunda 0 212 292 55 86 nolu telefondan Fatma Genç ile irtibata geçebilirsiniz.

Sempozyum Danışma Kurulu bildirilerin sempozyumda sunulup sunulamayacağı konusunda gerekirse bildiri sahiplerinden 30 Ağustos 2008 tarihine kadar ek metinler isteyebilir.

Daha önceki üç sempozyumun bildirileri kitaplaştırılmıştır. Bu sempozyum kitabı ise TÜSAM Danışma Kurulu’nın hakemlik sürecinden geçerek kitaplaştırılacaktır. Tam metinleri sempozyumu izleyen 30 gün içerisinde ulaştırılan bildiriler hakemlik sürecine dahil edilecektir.

Sorular, iletişim için:

Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV);

İstiklal Caddesi  Balo Sokak     Analin Apt. No: 17/2

Beyoğlu – İstanbul

t: 212 292 5585
f: 212 292 5586

PROGRAM

1. GÜN

10:30 Toplantı Açılışı (SAV ve TÜSAM)

10:40 Açılış Konuşması :Ertuğrul Kürkçü

11:00-13:30  1. Oturum: Dünya'da Sınıf Politikaları

Moderatör:Tülin Öngen

·        Arjantin'de Neoliberal Dönüşüm,İşçi Sınıfı Mücadele Siyasalarının ve Pratiklerinin Kritik Bir Değerlendirmesi  / Zeynep Alemdaroğlu

·        1974 Sonrası Dönemde Yunanistan'da Emek Piyasasına Dönük Ekonomi Politikaları ve İşçi Sınıfının Direniş Biçimleri / Özgün Sarımehmet Duman

·        Neo-Liberal Dönemde Siyaset Kurumu ve Emek Piyasaları:Almanya Örneği / Denizcan Kutlu,H.Emre Ertem

·        Dönüşüm Sürecinde Emek Hareketi ve Sendikalar:Dü n,Bugün ve Gelecek / Erkan Aydoğanoğlu

·        Sosyal Demokrasinin İşçi Sınıfıyla Son Valsi / Oğuz Topak

13:30-14:30  Öğle Arası

14:30-16:00 2.Oturum: İşçi Sınıfı ve Haklar ( 1.Oturum )

Moderatör:Tolga Tören

·        Sınıf Mücadelesinde Sosyal Haklar /Nazır Kapusuz

·        İş Kazaları:Kapitalizmi n Biyolojik Sınırı Mı? /Nevra Akdemir

·        Türkiye'de Sınıf Hareketi ve İnsan Hakları Mücadelesi /Ömür Kurt,Aslıhan Çoban

 

16:00-16:15 Kahve arası

16:15-18:00 3.Oturum: İşçi Sınıfı ve Haklar ( 2.Oturum )

Moderatör:Fatma Genç

·        Barınma Hakkı /Besime Şen

·        Sosyal Güvenlik /Ali Çerkezoğlu

·        İş ve İşçi Sağlığı /Zeki Kılınçarslan

·        Kriz,Finanslaşma ve Hak Mücadeleleri: Yeni Bir Kollektif Öznenin Yaratılması /Çiğdem Çidamlı

 

2.GÜN

11:00-12:45 1.Oturum:Sınıfı n Halleri

Moderatör:Nurcan Özkaplan

·         25 Yıllık Deneyim:Özelleştirme Mücadelesi /Erhan Bilgin

·         İşsizliğin Psikolojik Boyutları /İzzettin Önder

·         Tanıyarak Dışlama:Türkiye Kentlerinde Göçmen Antipatisinin Etnikleştirilmesi /Cenk Saraçoğlu

·         21.Yüzyılda Sınıf İlişkileri ve Sınıf Çatışmalarında Kimlik Sorunu /Doğan Göçmen

12:45-13:00 Kahve arası

13:00-14:00 2.Oturum:Alan Araştırmaları

Moderatör:Asuman Türkün

·         Neoliberalizmin Yoksulluğa Yeni “Çözüm” Önerisi MikroKredi Uygulamaları: Mersin Yimik Öreneği /Atilla Göktürk-Mim Setaç Tümtaş

·         Enformelleşme Sürecinde Ev eksenli Çalışma:Fatih Sultan Mehmet Mahallesi Örneği/Hatice Aztimur-Fatma Genç-Beren Koramaz

14:00-15:00  Öğle Arası

15:00-18:00 3.Oturum:Kriz ve Sınıf Politikaları

Moderatör:Mehmet Türkay

·         Tülin Öngen

·         Ahmet Öncü

·         Mustafa Sönmez

·         Kenan Kalyon

·         Haluk Gerger

·         Haluk Yurtsever