3. Sempozyum Bildiri Özetleri

 Emeğin Enformel Küreselleşmesi

EMEĞİN ENFORMEL KÜRESELLEŞMESİ: YASADIŞI EMEK GÖÇÜNDE TÜRKİYE AYAĞI

Küreselleşme, ülkeler arasında ticaretin, malların ve hizmetlerin önündeki engellerin kaldırılarak bütünleşmiş bir pazar yaratma düşüncesinin ifadesi olarak anlaşılmaktadır. Engelsiz bir dünya yaratma yönünde empoze edilen bu fikrin uygulama boyutunun unsurlarına bakıldığında ise farklılaştırılmış bir mekanizmanın işlediği görülmektedir. Finansal alanlarda küresel engellerin kaldırılması ve dolaşımın serbest gerçekleştirilebilmesi yönünde çabaların olabildiğince arttırıldığı ve tüm ülkelerin aynı kriterlere uygun olarak mekanizmanın işlemesi savunulurken, insan faktörü söz konusu olduğunda ise savunulan ve uygulanmakta olan politikaların ayrımcı ve kısıtlayıcı olduğu görülmektedir. Gelişmiş ülkelerin aralarında insan güçlerinin sınır ötesi hareketliliğinde kısıtlama olmamasına karşın, gelişmekte olan ülkelerin insan gücünün gelişmiş ülkelere yönelik hareketliliğinde ise yasal ve idari kısıtlamaların gerçekleştirildiği ve gittikçe de artan bir trend içinde olduğu gözlenmektedir. Küreselleşmenin özündeki sınırsızlığın pratikte eşitsizlik taşıdığı insan faktöründe tüm açıklığı ile görülmektedir.

Yaşam koşularının kalitesini daha da geliştirme arzusu içinde olanların ise bu istemlerini sağlamalarının yeri olarak gördükleri gelişmiş ülkelere yönelik hareketliliklerini gerçekleştirmek için formel yolların dışında enformel kanallar ile düşüncelerini somutlaştırma çabası içine girmektedirler. Bu yeni yöntemler uluslararası göç hareketliliği içinde artan boyutu ile dikkatlerin giderek yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Enformel göç eyleminin gerçekleştirilmesi yolunda Türkiye’de bir hedef ve araç ülke konumunda öne çıkmaktadır. Bu çalışmada da Türkiye’ye yönelik yasadışı göç hareketinin gelişimi, özellikleri ve meydana getirdiği etkileşim ele alınmaktadır.

Ayhan GENÇLER

 Trakya Üniversitesi, Yrd. Doç. Dr.  İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

 Türkiye'de Yabancı Kaçak İşgücü ve İşgücü Piyasası Üzerindeki Etkiler

Göçmen işçilerin varlığı, kapitalist üretim tarzının yeniden üretiminde hâlâ merkezi bir role sahiptir. Potansiyel göçmen işçiler, kapitalizmin dünya ve ulus ölçeğinde eşitsiz gelişmesi tarafından üretilmektedirler. İşçi göçü giderek işçi hareketleri tarafından elde edilen toplumsal ve politik hakların olmadığı sağlıklı bir emek gücüne gerek duyan geç kapitalizmin yapısal bir özelliği olmaktadır. Manuel Castells’in belirttiği gibi, tekelci sermayenin kendi krizini çözme rüyası, “yirmibirinci yüzyıl sermayesi ile ondokuzuncu yüzyıl proleteryasıdır” (aktaran R. Munck, 1995, S. 314).

Uluslararası göç süreci, kapitalist sermaye birikiminin krizinden çıkışta, yedek sanayi ordusu oluşturarak özellikle uluslararası çapta işçi sınıfını dize getirmek amacıyla işgücü ithal eden “merkez” kapitalist ülkelerin gereksinimleri tarafından belirlenmektedir. Bu açıdan yabancı kaçak işgücünün temel özelliği düşük ücret düzeyinin yanında, korumasız ve güvencesiz koşullarda elde edilebilir olmasıdır. Yerli işçilerle yabancı işçiler arasında yaratılan rekabet ve tehdit unsuru ile amaçlanan bir yandan emek gücünün yeniden üretim maliyetinin (ücretler ve sosyal sigorta ödentileri) düşürülmesi, öte yandan “merkezdeki” işçi sınıfının disiplin altına alınmasıdır. İşçi göçü bir düzeyde, ucuz ve uysal bir işgücü yaratmak amacıyla kullanılmaktadır. Bu bağlamda yabancı işgücü, sermaye birikim sürecinin tıkanmasını çözmek üzere ve yedek sanayi ordusu yaratılmasına katkıda bulunarak bir tür tampon işlevi görmektedir.

90’lı yıllardan itibaren, Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku’ndaki çözülme ve neo-liberal ekonomi politikalarının (ticarette serbestleştirme, deregülasyon, özelleştirme vb.) yaygınlaşması ile uluslararası rekabet baskısı altında yasadışı ve enformel çalışma biçimlerinin başta Eski Doğu Bloku ülkeleri olmak üzere dünyanın pek çok bölgesinde yaygınlaşması, uluslararası göç olgusunda da yeni oluşumlarla birlikte gerçekleşmektedir. Bu çalışmada, 90’lı yıllardan itibaren Doğu-Batı Göçü olarak nitelenen uluslararası yabancı işgücü hareketleri ve Türkiye’ye yönelen, hatta Türkiye’yi adeta göç akımlarında bir “geçiş noktası” konumuna sokan gelişmeler bu bağlamda değerlendirilerek Türkiye’de enformel istihdam ve yabancı kaçak işgücü arasındaki etkileşimin işgücü piyasası üzerindeki etkileri tartışılacaktır.

Kurtar Tanyılmaz

Yrd. Doç. Dr., Marmara Üniversitesi, İ:İ.B.F. Almanca İşletme Bölümü

M. Meryem Kurtulmuş-Kıroğlu

Arş. Gör., Marmara Üniversitesi, İ.İ:B.F. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

 Kapitalizmin Mekanları ve Gelişmiş Kentlerin Azgelişmişleri olarak Göçmen İşçiler

Günümüz dünyasında zenginliğin en görkemli şekilde yaşandığı gelişmiş kapitalist şehirlerin ekonomilerine bakıldığında ortak kimi özellikler görülmektedir; imalat sektörünün yerini hizmetlerin alması, üretimin daha fazla makineleşmesi, kayıt dışı ekonominin artması, yoğun işsizlik gibi. Bu gelişmelerin yarattığı bir diğer olgu, gelişmiş kapitalist şehirlerin merkezlerinde, özellikle göçmen işçilerin çalıştığı terleme atölyesi denilen küçük işletmelerdeki hızlı artıştır. 

Göçmenler sosyal ve siyasi haklarından mahkûm insanlar olarak her zaman yedek emek gücü olarak kapitalizm içerisinde önemli bir işleve sahip oldular. Günümüzde konuyu öne çıkaran nokta ise göçmenlerin, gelişmiş kentlerin ekonomilerinin marjinal değil, asli bir unsuru olmalarıdır. Göçmenler gelişmiş ülke ve kentlerin “ikincil emek piyasalarının” ya da “yeni alt sınıfın” olmazsa olmaz bileşenleridir. Benzer şekilde göçmenler, genel olarak esnek birikim rejimi içerisinde yan değil, asli bir role sahiptirler.

New York, Londra ve Tokyo gibi gelişmiş kapitalist kentlerde, yoğun olarak göçmen işçilerin çalıştırıldığı “terleme atölyeleri”, şehrin göbeğinde bulunurlar. Göçmelerin yerleşim yerlerde ise hala şehirden izole haldedir. Bu yerleşim yerleri şehir merkezine ve toplumun geri kalanına ulaşımı sağlayan hizmetlerin mevcut olmadığı, göçmen topluluklarının yoğunlaştığı "adalardır" . Terleme atölyelerinde çalışan göçmenlerin yaşadığı adalar, her bir etnik kökene göre ayrılmıştır; mesela Meksikalılar, Guatemalalar ve Filipinliler farklı adalarda yaşamaktadırlar. Bu açıdan göçmenler, zenginlik içerisinde yoksulluğun; merkez içerisinde çevrenin en belirgin ve en korunmasız simgeleridir.

Böylece göçmen işçiler başta olmak üzere emek piyasasının ve emek gücünün istihdamının belirli bir mekânsal yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Büyük şehirlerin zenginliği içerisinde yoksulluğu görünür kılan ve bu yoksulluktan beslenen mekansal yapılanmanın arkasında, esnek birikim rejimine özgü olan yeni uluslararası mekansal iş bölümü vardır. Bu açıdan göçmen işçi istihdamını kapitalizmin mekansal yeniden yapılanması çerçevesinde ele almak yerinde olacaktır.

Kapitalizmin mekânların yeniden düzenlenmesi aynı zamanda eşitsiz ve bileşik gelişimin yeniden düzenlenmesidir. Eşitsiz ve bileşik gelişim kendisini merkez ve çevre oluşumu olarak gösterir. Esnek birikim rejiminde gelişmiş kapitalist ülkelerde ikincil emek piyasası temelinde yaşanan toplumsal kutuplaşma, merkez içerisinde göçmen gettoları ve terleme atölyelerinin belirginleştirdiği çevreyi net bir şekilde görmemize olanak tanır. Merkez ve çevre, aynı mekan içerisinde yan yana gelmektedir. 

Böylece literatürde sadece devletler arası bir niteliğe sahip olduğu farz edilen merkez/çevre ilişkisi sorgulamaya açılmaktadır. Sermayenin hem yayılması, hem yoğunlaşması sonucu eşitsiz ve bileşik gelişimin ölçeği de hem büyümekte, hem de giderek küçülmektedir. Bu durum, ulus-devlet altı ölçek ile ulus-devlet üstü ölçeğin birbirlerine olan bağımlılığını arttırmıştır. Paris’in ikincil emek piyasası ve göçmen işçi sorunu, sermayenin uluslararası mekânsal yeniden yapılanmasının ortaya çıkardığı bir sorundur.

Bu bağlamda tebliğ iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, esnek birikim rejimi döneminde gelişmiş kapitalist kentlerin ekonomilerinde göçmen işçilerin, ikincil emek piyasasının ve işsizliğin oynadığı role değinilecektir. Bu aşamada küresel kentlerin ortaya çıkışına, imalat sektörünün gelişmiş kapitalist ülkelerden üçüncü dünya ülkelerine “kaçışına” ve “terleme atölyelerinin” doğuşuna yer verilecektir. İkinci bölümde ise bu gelişmelerin arkasındaki etmen olarak küresel sermayenin esnek birikim döneminde mekânsal yeniden yapılanması anlatılacaktır. Bu mekânsal yeniden yapılanmanın arkasında, sermayenin karlılığını arttırmak için yayılması ve yoğunlaşması arasındaki diyalektik hareket olduğuna vurgu yapılacaktır. Bu ikili hareket sonucunda, eşitsiz ve bileşik gelişimin hem ölçeği genişleyerek dünyanın daha fazla devletine yayılmıştır; hem de ölçeği daralarak devletler arasındaki eşitsizlikleri derinleştirmiştir. Bu açıdan merkez ve çevre kavramlarının anlamı sorgulanacaktır. Küresel kentlerdeki göçmen işçiler de, eşitsiz ve bileşik mekânsal gelişmenin oluşturduğu çerçevenin içerisine yerleştirilerek sunulacaktır. Tebliğ, göçmen işçilerin yaratmış oldukları çevreleşmenin, bu mekansal yapılanmanın bir parçası olarak ele alınması gerektiğini savunmaktadır.

  Ayşegül Kars

 Enformel İşgücü Piyasaları ve Göçmen İşçilere Talep

ENFORMEL İŞGÜCÜ PİYASALARI VE GÖÇMEN İŞÇİLERE TALEP: KARŞILAŞTIRMALI PERSPEKTİFTEN TÜRKİYE’NİN DURUMU  

Geçmişte Kuzey Avrupa ülkelerine göç veren Güney Avrupa ülkeleri günümüzde düzensiz göçün başlıca hedefleri haline gelmiştir. Avrupa Birliğinin güneydeki üyeleri olan İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan’ın ortak özellikleri kapitalizmin geç gelişmesine bağlı olarak bu ülkelerde enformel ekonominin yaygınlığı ve refah devletlerinin görece zayıflığıdır. Genelde enformel ekonomi refah devleti uygulamalarının sınırlılığı ölçüsünde varlık bulmakta, refah devleti uygulamalarının güçlü ve işgücü piyasası denetimlerinin yoğun olduğu Kuzey Avrupa ülkelerinde enformel istihdamın daha sınırlı ölçekte kaldığı görülmektedir. Enformel ekonomideki işgücü talebi düzensiz göçü tetiklemekte, işgücü ihtiyacı düzensiz göçmenlerce karşılanmaktadır. Göçmenler yerli işgücünün yapmak istemediği işleri üstlenmektedir. Bu ülkelerde izinli ve izinsiz göçmenlerin yaptığı kayıtlı ve kayıtsız işler benzer niteliktedir: ev hizmetleri, seyyar satıcılık, tarım, inşaat, küçük imalat işleri, otel-lokantacılık hizmetleri ve düşük düzeyli kent hizmetleri. Bu işlerin ortak özellikleri güvencesiz, düşük ücretli, çoklu sömürüye tabi ve sosyal dışlanmaya yol açan işler olmalarıdır.

Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı ve kapitalist gelişmenin yönü Güney Avrupa ülkeleriyle çeşitli benzerlikler göstermektedir. Güney Avrupa’da kapitalizmin gelişimi sanayileşmeden ziyade, tarım ve turizme bağımlılık ve küçük ölçekli aile işletmelerine dayanan güçlü bir enformel ekonomi ile karakterize olurken bu özelliklerin hepsi Türkiye için daha güçlü şekilde söz konusudur. Ancak Türkiye açısından ciddi farklılıklar da mevcuttur. Farklılıkların başında Türkiye’de sanayileşmenin tümüyle dışa bağımlı yapısıyla Güney Avrupa ülkelerindeki yetersiz düzeyin de gerisinde kalması gelmektedir. Bu durum kendini istihdam içinde ücretlilerin payının sınırlılığı, sınıfsal yapılanmada işçi sınıfının niceliksel ve niteliksel  zayıflığı ve  bunun örgütlenme düzeyine yansıması olarak somutlamaktadır. Ayrıca Türkiye’de bölgeler arasındaki kalkınmışlık düzeyi ve milli gelirden alınan pay itibariyle büyük farklar vardır. Bu durum ve 1980-90’larda güneydoğudaki politik çatışma ortamı,  iç göçün hızı azalmış olsa da hala sürmesine neden olmaktadır. Bir diğer çok önemli fark Türkiye’nin demografik yapısı ve pozitif doğal nüfus artış hızı  bakımından ortaya çıkmaktadır. Gerek benzerlikler gerekse farklılıklar ekonomide enformelleşmenin derecesini artıracak yönde etkide bulunmaktadır.

Türkiye’de yaygın bir enformel ekonominin ve istihdamın varlığı her ne kadar ülke içindeki işgücü arzı fazlasını bulduğu her işi yapmaya ve elverişsiz koşullarına rağmen kayıtdışı çalışmaya razı gelmeye sevk etse de, düzensiz göçmenler açısından da istihdam fırsatları sunmaktadır. Türkiye çevresindeki ülkelerden çalışma amaçlı yoğun göç almaktadır.

Göçmen  istihdamı daha çok Marmara ve Doğu Karadeniz bölgelerinde yoğunlaşmış olup tekstil, konfeksiyon, gıda, deri, lastik, plastik, döküm gibi imalat sanayi işkollarının, inşaat, hizmet, turizm ve tarım sektörlerinin küçük ve orta boy işletmelerinde ve ev hizmetlerindedir.

Bu bildiride Türkiye’ye yönelik düzensiz göç olgusu ve göçmenlerin enformel istihdamı toplumsal cinsiyet boyutu göz önünde tutularak Güney Avrupa ülkeleriyle karşılaştırmalı bir temelde ele alınacaktır

Prof. Dr. Gülay Toksöz

A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü