YİTİRDİKLERİMİZ

YİTİRDİKLERİMİZ

Nail V. ÇAKIRHAN

O mimar olmadan mimarlık ödülü alandı

O  "mektepli" sosyalist, "alaylı" mimardı

O marangozdu, O yapı ustasıydı

O şairdi, O edebiyatçıydı

O Nazım’ın hapishane ve yol arkadaşıydı

O 1+1=Bir’in biriydi.

O huzurun mimarı, akdenizin ustası, yaşamın bilgesiydi

O Halet Çambel’in hayat  arkadaşıydı.

O SAV’ın 1+1=İki onur üyesinden biriydi.

Yaşamı ve anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Halet ÇAMBEL

12 Ocak 2014

Bu çürüyen, bu rezil ortamda giden insanlarımız, artlarından baktığımızda mitolojik kahramanlar gibi duruyorlar. Temizliği ve dürüstlüğü ve bilgeliği ve çalışkanlığı ve gelecek umudunu ve - mitolojinin tanrılarından farklı olarak- insana olan güveni onlar temsil ediyorlar.

Mustafa Suphi İLERİ

Mustafa Suphi İleri'yi

2 Şubat 2004 günü akşamı

geçirdiği kalp krizi

sonrasında kaybettik.

 

1953 yılında İstanbul'da doğdu ve ortaöğrenimini de aynı şehirde tamamladı. Okul döneminde Anadolu Yayınları'nda çalışmaya başladı. Yayınevini 1972-73 arası kısa bir süre yönetti. 1975'te askerliğini bitirdikten sonra sergicilik yaptı; daha sonra Kaynaşlı'da çimento fabrikasında çalıştı. 1978'de İstanbul'a dönüp çeşitli yayınevlerinde düzeltmenlik, redaktörlük yaptı, aynı zamanda Politika gazetesinde Gazi Turhan takma adıyla çeşitli yazılar yazdı. Yansıma dergisinde yazıları çıktı. Aralarında Sosyalist Kültür Ansiklopedisi'nin de bulunduğu çeşitli ansiklopedilerin ve sözlüklerin hazırlanmasında görev aldı. 1980’lerden itibaren şiirleri çeşitli dergilerde yayımlandı.

 

SUPHİ ve SAV

Suphi, Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV) ile Yeni Edebiyat şiirlerinin derlenmesi projesi nedeniyle tanıştı. Bu projenin tamamlanması ve kitabın çıkması sonrasında da üye oldu.

Suphi SAV için iki açıdan ilk oldu.

Hepimiz biliyoruz; Suphi, farklı bir siyasi geçmişten geliyordu. Kendi inançlarının gereklerini yerine getiren, örgütlü bir siyasi kimlik idi. Son seçimlerde TKP’nin 12. sıradan İstanbul milletvekili adayı idi.

İlklerin ilki bu noktadan kaynaklanıyor: O, SAV’ın kurucu üyelerinin geldiği siyasi geçmişe pek de sıcak bakmayan bir geçmişten gelmesine, SAV’ın da henüz faaliyetinin hemen başında olmasına ve dolayısıyla yazdıkları ile yaptıkları arasında ne ölçüde tutarlılık olduğunun belirsiz olmasına karşın SAV’a üye olmakta tereddüt etmedi.

Üye olduktan sonra da SAV’ın amaçlarına inanan, çağrılarına yanıt veren, faaliyetlerine katılan bir üye olarak davrandı. Özellikle üyelerimizin bir araya geldiği etkinliklerde Suphi, hep olmasa bile çoğunlukla vardı.

İkinci ilk ise ne yazık ki ölümüyle gerçekleşti. Suphi, aramızdan sonsuza dek ayrılan ilk SAV üyesi oldu.

Suphi’yi tanıdığımız bu süre içerisinde onun olgunluğuna, örgütlü olmaya inancına, dayanışma alışkanlığına ve üretken olma çabasına gerçekten şahit olduk.

Suphi’nin siyasi olarak farklı bir geçmişten gelmesi SAV’a üye olmasına engel olmamıştı.

Suphi, TKP ve SAV’ın yanısıra başka birçok gönüllü kuruluşun da üyesi idi.

Suphi, üyelere yönelik dayanışma amaçlı etkinliklerimizin tümünde vardı ve sürekli olarak bu etkinliklerin arttırılmasından yana oldu.

Suphi, üretkendi. Yeni Edebiyat projesini birlikte gerçekleştirmiştik, yeni projeleri oluşturmaya –daha doğrusu zamanlamasını ayarlamaya – çalışıyorduk. Ayrıca sav.org.tr’ye de yazıyordu.

Bunlar dışında Suphi?

O Türkiye Sol tarihinin ayrılmaz bir parçası olmuş İLERİ ailesinin bir ferdi idi.

Bunun dışında Suphi?

O bir şairdi...

Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

  

Medeni Hacıimamağaoğlu

 

12 Ekim 2011

Bizim kuşağın hayat ve ölümle kurduğu ilişki her bir kuşağın kurduğu ilişkiden biraz daha yoğun. Bu durumun belirleyicisi, her ne kadar içine doğduğumuz dünya ve ülke koşulları olsa da, kendimizin sürece kattıklarını da azımsamamak gerek. Evet doğrudur, kuşağımızı etkisi altına alan "büyük anlatılar" önemlidir. Ama kuşağımızın bu "anlatılar" için yaptıkları da, bu "anlatılar" için vazgeçtikleri de önemlidir. Bazen cahillikle, bazen acımasızlıkla, bazen şık olmamakla, bazen sert olmakla suçlanmış olsak bile - yenilgi gerçekten böyle bir şeydir - bu büyük anlatıların dünya ölçeğinde en büyük taşıyıcılarından birinin bizim kuşağımız olduğunu söylemek abartı sayılmamalıdır. Kendimizi bilirken, kendimizi bulurken, hayatımızı anlamlandırırken ölümü de bilmiş, ölümü de bulmuş ama ondan korkmamıştık.

Ölümle ilk gençlik günlerimizde "büyük anlatılar"ın peşine düşmenin bedeli olarak başlayan bu ilişkimiz, kazalar ve hastalıklar üzerinden sürdü. Kazalar ya da hastalıklar sonucu onlarca arkadaşımızı yitirdik. Kazalar içinde trafik, hastalıklar içinde ise kanser önemli bir yer tuttu. Kazalar için yapılabilecek bir şey yoktu, ama arkadaşlarımız hastalıklarla da ellerinden geldiğince mücadele etti. Medeni de dahil olmak üzere birçok arkadaşımızı aynı zamanda "kanser kıran" olarak niteledik. Medeni bu umutsuz mücadeleyi, umutla 5 yıl sürdürdü.

Ve bu beş yıl içinde sadece kanseri kırmaya çalışmadı, aynı zamanda eşit, özgür, dayanışmacı ve kardeşlik içindeki bir dünya özleminin gerçekleşmesi için çaba göstermeyi de sürdürdü. Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV) olarak yaptığımız "üye olun" çağrısına da cevap verenlerden biri Medeni idi ve sanırım Medeni'nin son dönemde üyesi olduğu tek organizasyon SAV idi. Ölümünden önce SAV'ın Ankara'da bir şubesi olup olmayacağını sorguluyor ve olursa verebileceği katkıları netleştirmeye çalışıyordu.

Bunun dışında son yıllarda Ankara'da ODTÜ'lüleri ve Ankaralıları bir araya getirmeye yönelik olarak organize edilen birçok etkinliğin doğrudan örgütleyicileri arasındaydı ve eski arkadaşlarıyla bir arada olmak ona hem moral veriyor hem güç aşılıyor aynı zamanda mutlandırıyordu. Vurgulamak gerekir: Bu etkinliklerin Medeni üzerinde yarattığı heyecan ve Medeni'nin çabaları olmasaydı, bu etkinlikler ya organize edilemez ya da eksik kalırdı.

Bu etkinlikler sırasında Medeni'nin duygusal yanının epey güçlü olduğunu öğrenmiştik ama sadece "duygusal" demek yetmiyor, bir şeyler açıkta kalıyordu. Medeni için anma yemeği organizasyonu yapılırken gözlemlerine güvendiğim bir arkadaşımı aradım ve sordum: Medeni için ne dersin? "Kazakları tersyüz edebileceğin adamlardan biriydi" dedi. Doğruydu ve benim için açıkta olan şey de gerçekten kapanıyordu.

Medeni, diğer özelliklerinin yanısıra "duygusal" ve "kazakları tersyüz edebileceğin" bu adam, ölümü aklına düştükten sonra Borçka'da, evinin bahçesinde, annesinin kucağında yatmak istediğini sürekli söylemiş ve bu isteğine uygun olarak defnedilmiştir. Görenlerimizin ifadelerine göre, şimdi yeşillikler içinde, bahar dalları arasında annesinin yanı başında yatmaktadır.

Medeni'nin arkadaşlarına bağlılığı bu isteğinde de kendini gösterir: Arkadaşlarımız ''mezarım Karşıyaka'da olsaydı arkadaşlarım Deniz'e,Erdal'a, Sinan'a geldiklerinde bana da uğrarlardı'' diye "sayıkladığını" yazmışlardır. Medeni, bu vasiyetinin neden olduğu telaş ve zaman kısıtı nedeniyle gerektiği gibi uğurlanamadı. Oysa bizler, düğünlerimizden önce cenazelerimizde toplanmak zorunda kalmış, gidenlerimizi bazen sloganlarla bazen sessizce ama hep toplu olarak uğurlamıştık.Bu toplu uğurlama ve anma geleneğimiz en olumlu özelliklerimizden biridir ve titizlikle korumak gerekir. Halâ birçok eski arkadaşımızla uzun yıllardan sonra karşılaştığımız yerlerden biri gidenlerimiz için biraraya gelişlerimizdir.

Son olarak belirtmeliyim: Biz hayatı çok sevdik. Öyle ki yazdığımız yazılarda bile hayat ya da yaşam sözcüğünü gereğinden fazla kullandık. Ama biz bugünün köhnemiş ve çürüyen dünyasındaki sefil hayatı değil, yepyeni bir dünyada "ipekli bir kumaş dokur gibi", "sevinçli bir destan okur gibi" yaşanan bir hayatı istedik. Ve ilk başta bu hayat için mücadele etmeyi öğrendik.

Bir kez daha gidenlere ve kalanlara selam olsun!

Dinçer Mete

Eminim gençlik ve özellikle öğrenci gençlik üzerine çalışanlar, Medeni'nin öz yaşam öyküsünde bizim kuşak için ortaklaştırılabilecek pek çok özellik bulacaktır: Başarılı ve takdirlerle dolu bir ilk ve ortaöğretim ve hatta lise hayatı. Ardından yarım bırakılmış ya da değiştirilmiş üniversiteler ve zaman ayrılabildiğinde bitirilmiş bölümler...

Ailesi tarafından yazılmış öz yaşam öyküsü aşağıdadır:

Medeni Hacıimamağaoğlu

02 Temmuz 1959 tarihinde Borçka Demirciler köyünde dünyaya gelmiştir. Hep özlemle andığı çocukluğu derelerde yüzerek, fındık toplayarak, inek güderek, dağda bayırda oynayarak, babasının dükkânının önünde su satarak, para karşılığı zorla yemek yiyerek geçmiştir.

Eğitim hayatına 1966 yılında Demirciler köyü ilkokulunda başlamış, 1 ve 2.sınıfı köy okulunda okuduktan sonra 1968 yılında Borçka Merkez ilkokuluna nakil yaptırmış ve 3.sınıftan itibaren Ortaokul dâhil Borçka’da okumuştur. Matematik öğretmeni Türkan Küçük’ün tanımı ile kendisine ‘öğretmenlik mesleğini sevdirecek kadar başarılı bir öğrenci’ olduğundan her yıl takdir almış ve okulunu okul birincisi olarak tamamlamıştır.

Her yaz kendi harçlığını çıkarmak için çalışan Medeni, çalıştığı iş yeri sahibinin oğlu ile birlikte grev yaparak işine son verilmesine sebep olmuştur. 1974 yılında Ankara Başkent Lisesine kayıt yaptırarak devam ettirdiği başarılı eğitim hayatında, duyarsız kalamadığı ülke sorunları ve daha iyi bir gelecek için tercih ettiği siyasi görüşü nedeniyle Başkent lisesinde eğitimini yarım bırakarak, 1977 yılında 3.sınıfın son döneminde Artvin Kazım Karabekir Lisesinde Lise eğitimini tamamlamıştır.

Aynı yıl girdiği Üniversite sınavında ODTÜ İnşaat Mühendisliği bölümünü kazanarak Üniversiteye başlamıştır. ODTÜ de okurken tekrar sınava girmiş ve İstanbul Hukuk Fakültesini kazanarak kayıt yaptırmıştır. Ancak, siyasi olaylar nedeniyle okula devam edememiş 1 yıl Borçka’da babasının yanında çalışarak gazete bayiliği yapmış, daha sonra Ankara’ya dönmüştür.

12 Aralık 1980 tarihinde evlenmiş, 1 ay sonrasında 12 Ocak 1981 tarihinde siyasi tercihleri nedeniyle tutuklanarak Mamak cezaevine girmiştir. 18 ay ceza evinde kaldıktan sonra tahliye edilmiştir. 29 Ocak 1983 tarihinde ilk çocuğu (Umut Eren) dünyaya gelmiştir. Bu dönem içinde çeşitli işlerde çalışmış, Üniversite sınavına tekrar girmiş ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fak. Basın Yayın Yük. Okulunu Radyo-Televizyon bölümünü kazanarak okulu bitirmiştir. 1993 yılında özel radyolar kapatılana kadar Ankara Büyükşehir Belediye radyosu olan Radyo Anki’de haber müdürlüğü yapmıştır. 13 Şubat 1998 yılında “aşık olduğum iş” tanımı yapmasına vesile olan Forum Fuarcılık ailesine katılmıştır. 14 Mayıs 2005 yılında hastalığı süresince onu ayakta tutan oğlu Can Devrim doğmuştur.

Medeni Hacıimamağaoğlu iyi kalpli, vicdanlı, çalışkan, dürüst, saygılı, mantıklı, zeki, inatçı ve belli etmese de oldukça duygusal bir yapıya sahiptir.

Haluk Tümel

Dostumuz, Yoldaşımız, Kurucu Üyemiz Sevgili Haluk Tümel'i kaybettik.

 

12 Kasım 2012

Bugün bir telefon geldi. Arkadaşımın zayıf ve hastalıklı sesle "Atilla iyi değilim" dediğini duyabildim. Bu 47 yıldır tanıdığım, ben İstanbul'da o Ankara'da üniversite yıllarında birbirimizden habersiz aynı siyasetin içinde mücadele verdik. Orta okul ve lise yıllarımızda ise dostluğumuz gençliğin verdiği duygular ile kaynaşarak gelişti. Samsun sokakları ve fuarın güzelliği bizlerin arkadaşlığı yanında hep sönük kaldı.

Bana telefonda iyi olmadığını söylerken beklediğimiz bir bilgiyi kendisinden almış oluyordum. Yıllardır pankreas kanserine karşı bazın kıvranarak, bazen yere paralel duruşuyla, bazen de hastane köşelerinde aldığı ilaçlar ile mücadele verdi. En sonu geçen yıl pankreasın içindeki uru tüm inadına rağmen aldırmıştı. Ardından da kemoterapi tedavisi ile bir yıldır yaşam mücadelesi vermekte. Şu anda el ve ayakları tutmadığını ifade etti.

Son olarak da hayata tutunmanın başka bir ifadesi olarak bir arkadaşımızla birlikte iş yapmaya çalıştı. Halada ayakta olabildiği sürece bu işe devam ediyor.

Ama gerçekten içimi burktu o "Atilla iyi değilim" sözlerini duyduğumda. Bu grupta olan bir çok arkadaşımız tanır, Haluk Tümel'den bahsediyorum.

Onunla hep iyi günlerimiz olmuş ve kötü bir sonu ben vurulduğumda bile ifade etmemiştik. Hep yaşamın güzel ve umutlu yanlarını dile getirmiş ve "yapacak daha çok işler olduğunu" söylerdik.
...
Atilla Altaylı

Nevres Kaynar

21 Haziran 2013

Yaşımız ne olursa olsun, sağlımız nasıl olursa olsun bizim kuşağımız birbirini her zaman gençliğindeki haliyle görür. Bunun için biraraya geldiğimizde gençleşiriz, bunun için biraraya geldiğimizde iyilerişiz ve genellikle hastalıklarımızı da önemsemeyiz ve hatta birbirimizin hastalığını da pek bilmeyiz. O odur ve hastalığın da üstesinden gelir. Bu Nevres için de geçerlidir. O Dişçilikten Nevres'tir, o Emek'li Nevres'tir, o Ankara'lı Nevres'tir. İki yıl önce kalbine stent takılmış olsa da önemi yoktur, ta ki ölene dek!
Önce Medeni, ardından Haluk ardından Nevres... İki ODTU'lü, bir Dişçi... SAV üç Ankara'lısını kaybetti.
Ve ne yazık ki, ve kahrolsun ki birimizi daha gönderdik.
...